BEN

WordPress bloğumda kendimi tanıtmadığımı fark ettim. Halbuki en baştaki yazım, tanıtma yazım olmalıydı. O halde başlıyorum.

Adım Dilşad. 23 yaşındayım. Ama ülke genelindeki 23 yaş kıstasına giremiyorum. Ev kiralayacağımda, ev sahibinin sen 18 yaşını geçtin mi ki demişliği benimde 22 yaşındayım diyince şaşırmışlığı vardır.

Kafamı dağıtmak için dizi ya da film izlerim. Evde kırmızı kurşun kalemim yoksa kitap okuyamam. (Babamdan gelen bir alışkanlık.) Ama ülkedeki her dizinin fragmanlarını da takip ettiğimden hepsi hakkında mutlaka bir fikrim vardır. Yeni oyuncuları sevemiyorum. Yani yakışıklılığı veya güzelliği sayesinde bi yerlere gelen oyuncuları(!)… Zaten benim bir tane çok sevdiğim oyuncu var. Sonra anılara bağlıyımdır. Her arkadaşımdan gelen ya da kalan en ufak bir ip parçasını bile ölene kadar saklayabilirim. Sevgiye inanıyorum. Sen karşındaki kişiyi yürekten gerçekten karşılıksız sevince ve güvenince o da seni aynı derece seviyor ve güveniyor. (Sadece aşk anlamında algılamayın) Güven konusunda çok hassasımdır. Hiçbir sevdiğim insanın bana olam güvenini kırmak istemem. Çünkü o güven azıcık bile sarsılsa biliyorum ki ne kadar özür dilersem dileyeyim, ne kadar ağlarsam ağlayayım bir daha eskisi gibi olmaz. Kişinin elinde değildir bu. Belki o bir daha güvenmek ister ama imkansızdır. Sevdiklerime sıkı sıkı sarılmak başka bir sevgi gösterme biçimim. Çünkü belki onu bir daha görememekten çok korkarım ve vedalaşırken sıkı sıkı sarılırım. Öyle ki sarılmaya kendimce tabir bile buldum. SAĞ YANINA YÜREK EKLEMEK! Sık sık iyi ki derim ve özlediysem özlediğimi söylemekten çekinmem. Çünkü aynı mantık belki özlediğimi söyleyecek başka bir an bulamayabilirim korkusu. Sevdiklerimin doğum günleri mutlaka aklımdadır, asla unutmam. Hediye seçimim klasik hediyelerdense ya kişisel özel hediyelerden olur ya da beni güzel ve özel hatırlamasını sağlayacak bir hediye alırım. Gezip, kaybolmayı seviyorum. Kaybolmadan yeni yollar bulamayacağıma inanıyorum.

Bir de özgürlüğüme inanılmaz bağlıyım. Biraz galiba ben kendimi koruyabilirim, iyiyi kötüyü ayırt edebilirim bana karışmayıncıyım. Hayatla tüm kavgalarım daha çok özgürlük üzerinedir. Bu cümleden en sevmediğim cümlenin “El alem ne der?” olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Özgürlük kısıtlayıcı en tehlikeli cümledir kendileri. Siyasetten zerre anlamam çünkü her şeyin sevgiyle düzelebileceğine inanıyorum. Siyasette sevgi göremiyorum. Dram filmi izlerken ağlayamam, herkes sinemadan gözleri kan çanağı çıkarken benim eeee sonuçta film işte tepkimle ruhsuz bir şekilde çıkmışlığım çoktur. Yerli komedilere pek fazla gülemiyorum. Küfür sevmiyorum, kimseyede yakıştırmıyorum. Çok aşırı inanılmaz sinirlenince bile küfür etmeyin mümkünse. Bazen inanılmaz neşeliyken bazende tüm gün uyuyarak geçiririm. Bir günüm diğerine uymaz. Tez canlıyımdır. Bir şey olacaksa hemen şimdi olmalı benim için. Beklemeyi, bekletmeyi sevmem. En ufak bir olayda bile avuç içlerim terleyecek derecede heyecanlanabilirim. Güzel günlerin geleceğine inancım tam ama beklemeyi sevmiyorum işte. Hemen şimdi gelmeli güzel günler! Birde bana bağrılmasından nefret ederim. Bir insanın bağırırkenki yüz ifadesini görmek istemiyorum. Çünkü bana göre insan sadece bağırırken çirkindir. Birde küfrederken. Ne resim çizmeye yeteneğim var ne de taklit yapmaya ya da sesimde güzel değil. Bir yeteneğim olacaksa sesimin güzel olmasını isterdim. Şarkı söylemeyi çok seviyorum çünkü. Karaokeyi çok severim bu yüzden. Ve karaokede o insanları bir daha göremeyeceğimi düşünerek bed sesimle gönlümce şarkı söylerim.

Uzun lafın kısası hiçbir zaman bencil olamadım hep sevdiklerim için çabaladım. Kalp kıramadım çünkü ölümün varlığını idrak edebilecek yaşa gelince tek korkum sevdiklerimle küs, kırgın ayrılmak oldu. O yüzden her zaman “Birini kırmadan önce iki şeyi düşünün; Yarın ben olmayabilirim, benimle kırgın vadalaşabilir ya da Yarın o olmayabilir, gönlünü alamadan gidebilir. demişimdir. 23 yaşında insanlara verecek tek öğüdüm…

Reklamlar

Hırs değil azimle hayallerim…

 


“Hayatta en duygusal olduğun konu ne?” deseler hiç düşünmeden “Hayallerim.” derim… Nereden başlasam hayallerimi anlatmaya çok düşündüm; seneler öncesine gidelim. 6. sınıftayım 12 13 yaşlarında. Dershaneden bir meslekler kitapçığı aldım başladım okumaya içlerinden sadece “Gazetecilik” ilgimi çekti. Lise sona kadar hatta sınava hazırlanırken bile sadece gazeteci olmak için çalıştım. Türlü sebeplerle olmadı. İşletme seçtim…

Aslında yazmaya başlayınca fark ettim de “Hayallerimin ne kadarı gerçekten benim? Kaç tanesi ispatlama meselesi?” Bunu hiç düşünmedim. Tek bildiğim bir şeyi yapmayı istiyorsam öyle ya da böyle yaptığım, sonrada hiç bırakmadığım; bir heves olmadığı…

İşletme okuyorum; mezun olunca ne yaparım, kariyer basamaklarını nasıl çıkmaya başlarım hâlâ hiçbir fikrim yok. Çok ilginç di mi? Hayallerine sıkı sıkıya bağlı birinin gelecek planlaması yok… Hayallerim var, onları gerçekleştirecek gücüm sonsuz seviyede… Galiba benim sorunum tezcanlı olmam, hemen şimdi olmasını istemem. 🙂

Gelelim hayallerime; elimde sosyal medyaya olan ilgim var birde senaryo yazacak bol tutam hayal gücü… “Allah Allah Dilşad, sosyal medya ilgini biliyordukta senaryo yazmakta nereden çıktı?” diyorsunuz biliyorum. Aslında son üç senedir var. (Yoldaki insanları gözlemleyip onların hayatları hakkında hikayeler uydururum, bunu yapmayıda çok severim…)  Sadece eyleme geçirecek kadar ciddiye almıyordum ama son bir kaç aydır bayaa kararlıyım. Bir kaç arkadaşıma ciddi ciddi “Senaryomu beyaz perdede görücem!!” demişliğim bile var. 🤗 Şimdi diyeceksiniz ki “Dilşad senaryo yazmak öyle sayfalarca diyalog yazmak değil, çok ciddi teknikleri var. Sonra ciddi bir bilgi birikimi gerektirir.” Hepsininin farkındayım. Ümmiye teyzemiz köydeyken azmediyor, başarıyor… 3 4 aylık senaryo eğitiminden sonra 2 3 senelik (belki daha fazla) ciddi çalışmadan sonra NEDEN OLMASIN?!

Gerçi artık hayal olmaktan çıkmış sayılsa da birde üstteki paragrafta dediğim gibi ciddi bir sosyal medya ilgim var. (Sosyal medya ilgisinden çok internete ilgi diyelim. 10 12 sene önce eve ilk internet bağlattığımızda basit web site kurucularıyla bi dolu web sitesi kurmuşluğum var 🤗😄 Normal çocuklar haftasonu erkenden kalkar çizgi film izler ben bilgisayarın başına otururdum 😄) MertTurak_Fan’da bu ilginin icraate geçmiş ilk basamağı… (Şimdi beni tanımayanlar MertTurak_Fan? tarzında düşünebilirler. Ayrıca bir başka yazıda değineceğim.)  2 3 aylık sosyal medya uzmanlığı eğitiminden sonra mezun olunca (iş bulabilirsem) bir şirkette sosyal medya uzmanı olarak çalışmayı düşünüyorum ki aklımda bununla ilgili bir dolu soru işareti var. (Sosyal medya uzmanlığı geleceğin mesleklerinden mi? Önü ne kadar açık? tarzında sordukça ardından bir başka sorunun sıralandığı soru işaretleri…) (Bu arada sosyal medya konusunda beni destekleyen Mert abime “İyi ki…” demeden geçemeyeceğim… 🤗🙏🍀)

Peki ne kadar güçlüyüm hayallerim konusunda? Bazen umutsuzluğa kapılmıyor muyum? Her zaman umutluyum; güçlüyüm… Çünkü tam umutsuzluğa kapılacağım anda Ilgın yetişiyor, Melike yetişiyor,  Hazal yetişiyor, Zarife yetişiyor tutuyor ellerimden… ❤🙏🍀… “DİLŞAD BİZ YAPACAĞIZ!!
” ya da “DİLŞAD SEN YAPARSIN!!” diyorlar. Onlardaki inançla bende tekrar ayağa kalkıyorum. “İyi ki…” onlar… Tam nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama bir yerde “Seninle aynı hayali paylaşmayan insanlarla vakit kaybetmek dualarına ihanettir.” Sözünü okumuştum. Çok şanslıyım benimle aynı hayali paylaşan bir çevrem var…

Son olarak “Gücüne eşit hayaller için dua etme, hayallerine eşit güç için dua et. (Michael Nolan)”

Birazcık günlük, birazda kendi kendime konuşuyormuşum tarzında bir yazı oldu… Yazdıkça şekillenecek artık… 🤗