BEN BENİM

Sorun şu ki; bana her zaman akıllarındaki kalıba göre şekil vermeye çalıştılar. Bense 22 sene o kalıbın şeklini almamak için çabaladım. Yeri geldi bağırdım, yeri geldi sustum. Ne bağırmalarımdan anladılar ne de suskunluğumdan… Ben benim; ya tüm insanlar gibi aynı ya da herkesten farklı ama benim. Beni ya olduğum gibi kabul edin ya da aşık olduğum şehre gideceğim dedim; olduğum gibi kabul etmediler. O zaman gitmek en iyisi dedim. Üniversite ile birlikte kendime bir yol çizmek için İstanbul’da aldım soluğu. Amacım; Ankara’da kaybettiğim özgüvenimi İstanbul’da bulmaktı. Amacım; Ankara’da kaybettiğim insanlara olan güvenimi İstanbul’da bulmaktı. Amacım; kendi ayaklarım üzerinde durabildiğimi, ben ben olunca nasıl farklı olduğumu gösterebilmekti. Ben planlar yaparken hayatında benim üzerimdeki planlarını hesap edemedim. Bir B planım yoktu. İstanbul’a gidersem her zaman hayatın ipleri benim elimde olur sandım. Birazda olsa özgür olursam başarırım sandım. Her zaman derim ya “Hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir.” diye aynen öyle… Yine düştü omuzlarım, yine sırtımda kocaman bir dert var; onlar kamburlaştırıyor. “Dilşad kalk ayağa, daha 23 yaşındasın çok yolun var, pes etmek olmaz.” diyorum ama yapamıyorum. Birazcık doğrulsam; bir ay geçmeden yine başa dönüyorum. Birazcık kendime güvensem yine her kafadan bir ses… Herkesin kendinden çok bana verecek akılları var ama kimse demiyor ki “Dilşad sen ne istiyorsun?” Çok bir şey istemiyorum aslında; hayatımın kuklası olmayayım, beni yönlendirenler olmasın. Verecek çok aklınız varsa siz uygulayın; bana karışmayın. Yoluma sınır koymayın. Bu çizgiden ötesine geçemezsin demeyin. Ben o çizgiyi geçmek istiyorum. Bir tane verilen hayatta sınır/lar olmamalı. Bedenimle beraber düşüncelerimde farklı olmalı. Herkesle aynı düşünmek zorunda olmamalıyım. Mutsuz olunca çareyi aşık olmakta bulmamalıyım. Mutsuzluğun verdiği çaresizlikle aşık oldum sanıp hayatımı mahvetmemeliyim. Önce kendi ayaklarım üzerinde durabildiğimi görüp mutlu olmalıyım. Güçlü olduğumu hayatımdaki dertlere rağmen mutlu olduğumu göstererek kanıtlamalıyım. Bunların hepsini yapabilmek içinse tek bir şeyi başarmalıyım; “Ağzından: beddua, küfür, hakaret yüreğinden kötülük eksik olmayanları kim olursa olsun hayatımdan çıkarabilirsem o zaman ben BENİM!”

Reklamlar

Sağ Yanına Yürek Eklemek

Veeeee 2018’deyiz. Değişen bir şey yok aslında aynı gün, aynı zaman… Günün ve zamanın değişmesi size bağlı. Mutlu olalım mı 2018’de? Bu bizim elimizde. Nasıl başlanırsa gerçekten öyle gidiyor. Bakalım ben mutlu olmak için ne yapabiliyorum.

📌 Mutlu uyanın.

Mutlu başlayalım. Şarkı söyleyerek 2018’in ilk kahvaltısını hazırlayın mesela. Hareketli bir müzikle de güne başlayabiliriz. Yeter ki mutlu hissedin; nasıl güne başlayacağınız size kalmış.

📌 Hayatınızda ki bütün dertlerin düzeleceğine inanın.

Her gecenin bir sabahı var. Bu güne kadar geçmez dediğin dertlerini düşün; geçmedi mi? Geçti. Bu da geçecek. Belki senden sabrını isteyecek, fedakârlık isteyecek, yıpratacak belki seni ama dü-ze-le-cek. Gülümseyin ya!

📌 Aşık olun.

İki kişinin birbirini sevmesi kadar daha doğal bir duygu var mı? Yüreğinin vücuduna dar gelircesine sevmek, her anında yanında onun olmasını istemek… Hep o’ndan bahsetmek… Her saniye o’nu düşünmek… Hayatın daha anlamlı gelme olayı galiba aşk. Gözlerinin parlama sebebi, kalbinin hıphızlı atmasına sebep… AŞIK OLUN!

📌 Gözyaşlarınız kıymetli

ama ağlamayında diyemem; ağlayın. Dertlerinizi hafifletir. Ağlamak saflığın, temizliğin sembolüdür. Gözyaşlarınız bir nevi içinizdeki öfkeyi, kötü düşünceleri alır götürür. Gözyaşı olgunlaştırır. Gözyaşı yeniler… Gözyaşı güçsüzlük değil güçtür! Ağlayın çekinmeyin, hıçkıra hıçkıra!

📌 Sevgiye inanın

Sevdiklerimizin bugün var olduklarını ama yarın yanımızda olamayacağını unutmayın. Daha açık yazmak gerekirse ÖLÜMü unutmayın. Can acıtmayın. Sevmek varken, can acıtmak için çabalamak niye? Sevdiklerinizin “sağ yanına da bir yürek eklemek” varken (sarılmayı böyle tanımlıyorum) neden can acıtmak için çabalıyorsunuz? Özlediğiniz kişi kim olursa olsun (kanka, normal arkadaş, sevgili, abla, abi, kuzen, anne, baba, hala, teyze, amca, dayı vs vs…) özlediyseniz söyleyin, yarın olmayabilir. Belki o günün akşamı olmaya bilir. Saçma gururları silin atın hayatınızdan, sevgi varken ve yarın yokken en küçük bir şeyde gurur yapmayın. Benim SEVGİden anladığım bunlar. Sadece aşk için değildir sevgi. Hayatımda değer verdiğim herkes için belki yarın yok diyerek sevmek… Kalp kırmaktan korkmak. Sevdiklerimle bir bütünüm çünkü… Yarın geç olabilir onun için bugün kalp kırıklarımı bir kenara bırakıp hayatımda ki herkese yürekten “İYİ Kİ VARSINIZ!” diyorum

📌 Hayalleriniz ve hayatınız

bir bütün. Biri olmazsa diğeri anlamsız. İkisi içinde var gücünüzle çabalayın. Göreceksiniz, mutluluk sizin olacak!

Bugün 365’te 1. Mutluluk bizim elimizde! Haydi! Hayatın çelmelerine inat mutlu olalım. Ağlayalım da ama mutlu olmamız gereken anları kendimize zehir etmeyelim! Gülelim, kahkaha atalım, sevelim, aşık olalım, dans edelim ama hayatı kaçırmayalım. Sadece 1 tane hayatınız var ve unutmayın YARIN YOK!

Hayat Bu Kadar İşte

Yaşamak ya da yaşıyor gibi görünmek… Kimse yaşayacağı hayatı seçemiyor; bazıları doğuştan musmutluyken bazılarıda mutlu olmak için ne kadar çabalasada olamıyor. Bir senaryo var ve o senaryoda değişiklikler yapamıyoruz gibi geliyor bana… Çok istersek, çabalarsak değiştirebilir miyiz ki?

Yaşamak nedir biliyor musunuz? Nefret edeceğin hiçbir şeyin olmaması, insanlardan korkmamak, yalnızlığa sarılmamak, hayallerini sahiplenebilmek, hayatının kuklası olmamak… Ama diyelim ki nefret dolusun, insanlardan tirtir titrercesine korkuyorsun, yalnızlığın tek çaren, hayallerini sahiplenemeyecek kadar yorgunsun, bacaklarında kollarında ipler var ve seni yönetiyorlar bütün bunlara rağmen aldığın nefes sana batmıyorsa, çevrene yalandanda olsa “iyiyim” demiyorsan, gerçekten güçlüysen yaşıyorsundur.

Bilmiyorum ben dışardan ne kadar güçlü görünüyorum ama ben kendimi en küçük bir sıkıntıda mızmızlanan biri olarak görüyorum. Güçlü değilmişim gibi geliyor bana. Belki zorunlulukların yoğunluğudur.

22 yaşındayım; 22 senede en çok insanları düşündüm. Neden birbirlerine zarar veriyorlar? Neden bir taraf olmak zorundalar? Farklı düşünceleri ortak bir mutlulukta toplayamaz mıyız? 1 insanın gözyaşı nasıl 10 insanın kahkahası olabiliyor? Ama size bir şey yazayım mı? Ya da vazgeçtim, vazgeçmek zorundayım… Evet yine zorundayım. Özgür değilim çünkü, kimsenin olmadığı kadar. Küçük bir öneri; ASLA ama ASLA “elalem ne der?” için yaşamayın. Kim ki elalem? Zaten adı elalemse sizin hayatınızda zerre yeri yoktur. Bırakın konuşsunlar ama bana sorarsanız hayattan tat almak istiyorsanız son derece özgür olup kimsenin ama kimsenin ne diyeceğine bakmayıp (başka bir insana ya da canlıya zararın dokunmayacağı şartıyla…) tamamen hür iradenle yaşayacaksın. Senin hataların, senin doğruların ve senin hayatın. Kimse senin üzüntülerine senin kadar üzülmeyecek, kimse senin mutluluklarına senin kadar sevinmeyecek. Yaşa ve özgür bir şekilde öl… Hayat bu kadar işte. Belki 3 gün belki 70 yıl…

11 Eylül 2017

Doğumdan ölüme kadar geçen süreye “Hayat” denir ya. O sürenin tuzu biberi çektiğin sıkıntılar. Hep mutlu olamazsın, sıkılırsın bir süre sonra, unuttursun mutluluğun anlamını ve kıymetini. Sıkıntıları şükretmeyi bilip başımızın üstünde taşıyabilsek keşke… Şöyle bir düşünelim; hayatta karşına çıkan zorluklar seni büyütür, olgunlaştırır, geçen seneler değil. Her sıkıntı tanesi hayata bakış açını değiştirir, güçlü olmanı sağlar. Yazarken fark ettimde; evet sıkıntı tanesi, üzerimize binen dağ gibi yük değil yani. Sıkıntı çekmeden kim olduğunu bilemezsin, kendini tanıyamazsın. En önemlisi düşüncelerinin olgunlaşması için gereklidir. Zorluklar karşısında yeri geldiğinde hıçkıra hıçkıra ağlayacaksın; ağlamazsan işte o zaman sırtında kocaman bir dağ olur…

“Üstelik, herhangi bir şeye karşı direnmek, daha şimdiden güzelleştirmişti beni. Varlığıma benim bilmediğim bir çok anlam katmıştı.” (Hasan Ali Toptaş – Ben Bir Gürgen Dalıyım)

Güven+Sevgi=Mutluluk

Daha hayata gelmeden anne karnındayken yazılmış kaderimiz. Nasıl bir çocukluk geçireceğimiz, gençliğimiz, yetişkinliğimiz, yaşlılığımız… Ya da ne kadar yaşayacağımız… Daha doğrusu ne kadar “birey” olacağımız.

Birey olmak 18 yaşından gün almak mıdır? Hayır efendim! Birey olmak gerçekten sevdiğin herkese duyduğun “sevgidir”, “güvendir”… Ne kadar sevgi o kadar güç… Ne kadar güven o kadar özgüven… Zaten bunları toplarsan eşittir mutluluk…

Ben hayattan bir şeyler öğrendiysem o da direnmenin bile acıda olsa insanı güzelleştirdiği. Sevgi için, güven için direnmek… Ben sadece bu ikisi için direndim, direniyorum… Hasan Ali Toptaş’ın “Ben Bir Gürgen Dalıyım” kitabında “Üstelik, herhangi bir şeye karşı direnmek, daha şimdiden güzelleştirmişti beni. Varlığıma benim bilmediğim bir çok anlam katmıştı.” cümlesi beni en çok etkileyen cümleydi… Bana beni anlatan daha uygun bir cümle olamazdı. Direnin efenim! Direnmeden, acımadan, gözyaşı dökmeden mutlu olamazsın hayatta… Güçlenir, güzelleşirsin… Fiziksel değil ama yüreksel… İnsanlar kabul edemeselerde insana bağlı. Bağlılar yani bunun inkar edilecek bir yanı yok. Peki niye birbirimizi kırmak için olanca gücümüzle savaşıyoruz ki? (Şimdi diyeceksiniz ki bunu sen mi söylüyorsun Dilşad? Bende diyeceğim ki “Benim ki özlemdem dolayı, haksızlığa tahammülüm olmadığından dolayı. Benim hikayem uzun.) Kaç kere sırtıma bıçak darbesi yedim güvendiğim için saymadım. Bunların en yaralıyıcısı en yakınlarımdan gelmiş olmasıydı. Bıçak değil satır darbesi resmen. Ama inadına güveniyorum, inadına seviyorum insanları. Saf da dediler yeri geldi “salak mısın? da” Ama yapamıyorum, yaşamam için sevmem lazım, güvenmem lazım. Belki abartıp bağlanmam lazım. Duygularımı belli edemesemde hassasım işte. Umuda karşı hassasım, hayallerime karşı hassasım, sevgiye ve güvene karşı hassasım. Bazen de mutluluğa karşı hassasım…

Güven sarıdır. Güneş gibi inanıldığında kocaman…

Umudun rengi mavidir. Deniz gibi, gözyüzü gibi uçsuz bucaksız…

Hayaller yeşildir. Ağaçlar gibi, köklerinden bağlıdır toprağına…

Özgürlüktür bence hassaslık. Sınırlarının olmasıdır. Güvenime gölge düşürmedir. Sevgimi kırmadır. Umudumu karalamadır. Hayallerime çomak sokmadır. Renklerin diliyle anlatacak olursam güven sarıdır. Güneş gibi inanıldığında kocaman… Sevgi kırmızdır. Kalp gibi… Sürekli atar, ihtiyaç, olmadan olmaz… Umudun rengi mavidir. Deniz gibi, gözyüzü gibi uçsuz bucaksız… Hayaller yeşildir. Ağaçlar gibi, köklerinden bağlıdır toprağına…

Son olarak paylaşın hassas olduğunuz duyguları. Paylaşırsan tükenmezsin; paylaştıkça çoğalır, çoğaldıkça iyileşirsin… İyi ki var olursun.