Neden olmasın ki? Sadece cesaretle atılmış minik bir adım!

  Dan diye gireceğim konuya. Geçin karşıma ve gözlerimin içine bakarak “Dilşad bana hayallerini anlat.” deyin. Gözlerim nasıl dolu dolu olur… Saatlerce konuşabilirim hayallerim hakkında. O kadar çok dertliyim ki çünkü bu konuda. 

  • Başlamak için cesaretim yok. Korkuyorum bildiğiniz korkuyorum. Başlasam sonuna kadar başarılı olacağım, kendime güvenim tam ama ilginç bir korku…
  • Nereden başlayacağımı bilmiyorum.
  • Başlamam için karşıma minikte olsa fırsatlar çıkıyor ama ben o fırsatları kaçırmayı çok güzel başarıyorum.

  ⚠Wordpress’i ilk açtığımda diğer sosyal medya hesaplarımda olduğum gibi karamsar olmak yok demiştim. Yazım biraz karamsar gelebilir ama dertleşeceğim sizinle.

  Benim üç tane kocaman hayalim var. O hayallerimin adı “Neden olmasın ki sadece cesaretle atılmış minik bir adım.”

  1. İstemediğim bir bölümde (işletme) 3. sınıf öğrencisiyim. Sayısal zekam hiç yok. Sayısal dersleri toparlayayım dedikçe sözel dersler düşüşe geçiyor. İkisi arasındaki dengeyi bir türlü kuramadım. Hangi bölümde okumak isterdin diyecek olursanız “12 yaşımdan 20 yaşıma kadar hayalim gazetecilikti.” derim. Ama şuan iki sene önceki kadar büyük bir aşkla istemiyorum. Belki de işletmede geçen (heba olan) yıllarım gazetecilik hevesimi aldı götürdü. Ne yapmak istiyorum biliyor musunuz? Dünyanın en büyük sosyal medyacısı olmak istiyorum. İnternet benim hayatıma 10 12 yaşlarındayken eve ilk interneti bağlattığımızda girdi. İnternette ilk öğrendiğim şey basit web sitesi kurucularıyla web sitesi açmak oldu. İnstagram hesabı açar gibi web sitesi kuruyordum. (O derece kafayı yemiştim internetle 😄) Hatta bir kere ilkokulda sosyal sorumluluk projesi kapsamında küresel ısınmayı tüm sınıfları gezip anlatacaktım. Küresel ısınmayla ilgili okul içinde web sitesi açtım. Ahım şahım bir şey değildi ama okul beğendi. (Heralde minicik çocuğun elinden gelen bu dediler.) Çünkü internet dünyası benim için hobi değil… Deniz gibi düşünün interneti. Derinlere daldıkça farklı farklı balıklar, daha farklı bir dünya… İşte öyle bir şey benim içinde internet… Öğrenmek istiyorum ya internette yapılabilecek her şeyi… Bir insan düşünün ki instagrama gelen her güncellemeye mutlu olsun. (En çok ve ses getiren güncelleme instagrama geldiği için instagram örneğini verdim.)  -Ooo! Canlı yayın özelliği mi gelmiş? Allaaaahh! Ne güzel kullanırım şimdi ben bu özelliği!
  2. Senaryo… Uppsss! Sanırım bu biraz farklı bir hayal oldu. Ama yoldaki insanları gözlemlemeyi seviyorum… Onların konuşmalarına (istemeden 😊) kulak misafiri olmayı… O konuşmalardan aile hayatları, aşk hayatları üzerine aklımdan senaryolar uydurmayı severim… Belki de senaryosal (yeni bir terim uydurdum) zekam yoktur. Sadece çok fazla yerli dizi izlemenin verdiği hayal gücüdür, bilmiyorum. Ama öyle bile olsa neden bu hayal gücümü kendi senaryomu yazarak kullanmayayım ki? -Eveeeet, eveeettt! Biliyorum. Senaryo yazmak diyaloglardan ibaret değil, bi dolu tekniği var. Çok fazla bilgi birikimi gerektiriyor. Haa deyince senaryo yazılmıyor, gerekirse 2 3 seneni (belki daha fazla) sadece senaryona odaklı yaşaman gerek. Hepsinin farkındayım. Ama ben kendi senaryomu beyaz perde de görmek “istedikten” sonra “neden olmasın?
  3. İlerde kitap yazmak… Yazmak benim için yaklaşık bir aylık bir terim. Bir ay öncesine kadar yazmayı sadece ders notu çıkarmak olarak kullanıyordum. Şimdi bayaa bayaa kitap yazmayı düşünüyorum. İlerletmek istiyorum. Haziran başından itibaren burada kendi öykülerimi de yazabilirim. Yazmak konusunda çok hassasım… Öyle ki okuyacağım kitapları çok zor seçiyorum. Kişisel gelişim olmalı, bana bir şeyler öğretmeli, roman okuyacaksam sadece aşktan ibaret olmamalı… (Bu kriterlerde kitap öneriniz varsa yorum olarak yazabilirsiniz, beni tanıyanlar whatsapptan da öneri verebilir 😄✌) 

      Şimdi gelelim “Dilşad niye durduk yere birden yine hayallerim de hayallerim diye parladın?” sorusuna. İkü Kariyer Kulübü sağolsun… 3 günlük hem yorucu hemde aslında insana çok şey katan bir seminer programı düzenlediler. Bütün konuşmacılar iyiydi ama Dreamstalk tek kelimeyle müthişti. Hayalleri gerçekleştirmek üzerine kurulmuş bir şirket Dreamstalk… Sahneye çıkıp hayallerini anlatıyorsun ve onlarda ellerinden geldikçe gerçekleştiriyorlar. Benim tek yapmam gereken o sahneye çıkıp hayallerimi anlatmamdı. -Hadi Dilşad! Yen şu sahne korkunu. Anlat hayallerini… Alabilirsin o mikrofonu eline, sahneden korkma bu kadar! desemde kendime yapamadım. Nasıl pişmanım anlatamam… 😔

      Aslında artık gerçekten kendi yoluma bakmayı istiyorum. Bir yerden başlamayı… İlk olarak internet ya da sosyal medya alanında stajla başlayabilirim diye düşünüyorum… Ben böyle -Offff! Olmuyor gerçekleşmiyor hayallerim. diye sızlanıp adım atmadıkça hiçbir şey olmayacak. 

      Ben gerçekten hayallerimdeki mesleği yapmak istiyorum.  “Sevdiğin mesleği yaparsan hayatın boyunca çalışmamış olursun.” cümlesinde ki “Sevdiği mesleği yapanolmak istiyorum, “hayatı boyunca çalışmamış” kişi olmak istiyorum… 

      Kısacası “Neden olmasın ki sadece cesaretle atılmış minik bir adım.”

    Ben Bir Gürgen Dalıyım / Hasan Ali Toptaş 

     

    “Üstelik, herhangi bir şeye karşı direnmek, daha şimdiden güzelleştirmişti beni. Varlığıma benim bilmediğim bir çok anlam katmıştı.” 

      Hayatta herkesin bir koşuşturması, bir sorumluluğu var. Baba olma, anne olma, iyi bir eş olma, dibine kadar dost olma vs vs… Her akşam mesleğimizin verdiği yorgunlukta cabası. İşte hayatın içindeki bu yorgunlukları azıcıkta olsa atmak için yetişkinlere masal kitabı önereceğim. Everest yayınlarından çıkan Hasan Ali Toptaş’ın yazdığı “Ben Bir Gürgen Dalıyım.”

      110 sayfa, resimli… Kitabı vaktiniz varsa sadece 1.5 saatinizi ayırıp ara vermeden okumanızı tavsiye ederim. 1.5 saatte size kendinizi sorgulatacak. Sürpriz sonlu, son 10 sayfa ağlama garantili… 

      Hasan Ali Toptaş’ın betimlemeleri çok başarılı. Okurken adeta Beşparmak Dağlarının ötesindeki ormandasınız; bir sayfada ormanın kokusunu alırken diğer sayfada kuş cıvıldamalarını duyuyorsunuz…

      Kitabın yorumlarını okuduğumda herkes kitaba ağaçların hikayesi üzerinden yorum yapmış. Ben çok farklı bir açıdan bakacağım kitaba. 

      “Artık insanların eline düştüğümde odun olmamak için, bütün gücümle direnişe geçmiştim. Eskisi gibi, aman canım, hangi dalım nereye doğru uzarsa uzasın demiyordum sözgelimi. Boş bulunup rüzgara da bırakmıyordum kendimi, gece gündüz her an tetikte duruyor, dimdik kalabilmek için elimden gelen her şeyi yapıyordum.”  Kitabımızın ana fikri bu paragrafta saklı diyebiliriz. Ağaçların kesildikten sonra belli bir süre daha yaşamak istemeleri… 

      Gürgen ağacımız kesildikten sonra hemen sobaya yakacak olmamak için kesilinceye kadar yapraklarını, dallarını yağmurlara, fırtınalara rağmen dik tutuyor. İnsanlara güzel görünmek için. Böylece sobaya yakacak olmayacağını düşünüyor. Çünkü insanlar genellikle bakımsız ağaçları yakacak diye kullanırlar. Hayali bir bebeğe beşik olmak ya da güzelliklere açılan bir pencere olmak… “Dünyanın her yerinde pencerelerin gönlü kapılarınkinden daha zengindir.” diye düşünür. 

      İnsanlarda öyle değil midir? Dünyada hayata faydalı olduktan sonra öldükten sonrada faydaları dokunsun istemezler mi? Mesela bir okul, kütüphane yaptırmak ya da ardında bir kitap bırakmak… 

      “Üstelik, herhangi bir şeye karşı direnmek, daha şimdiden güzelleştirmişti beni. Varlığıma benim bilmediğim bir çok anlam katmıştı.” der Gürgen… Sözü vardır arkadaşı Köknar’a. Direnecektir, ne olursa olsun hayalleri için dallarını, yapraklarını dik tutacaktır. Hayatımızın mutlaka belli bir bölümünü direnerek geçiririz. Sabırlı ve umutlu olmak zorundayızdır. Gelecek güzel günler için, hayallerimiz için… Ama bazen hayat bizim istediğimiz sonu yazmaz. Biz inatla güzel günler  için direndikçe aslında hayat çok farklı bir son yazıyordur bize. Gürgen’in sonu gibi… 

      Babamdan gelen alışkanlıktır; kitap okurken hoşuma giden cümlelerin altını kırmızı kurşun kalemle çizerim. Ben Bir Gürgen Dalıyım’dan çizdiğim yerleri not düşeceğim; ilk  basımı 1997 yılında çıkan Ben Bir Gürgen Dalıyım’ı neden hâlâ okumadım diyeceğinize eminim.

    📌 Hayatta sevinç kadar acıda vardı. Başka bir deyişle, biz de acı çekiyorduk insanlar gibi, zaman zaman bizde üzülüyor, zaman zaman kendimizi tutamayıp bizde ağlıyorduk, insanlar gibi, kimi zaman da kaygılanıyor, düşünüyor ve korkuyorduk.

    📌 Çünkü, yüzyıllardır çözülemeyen acayip bir bilmeceydi insan. Derinlerden daha derin bir sırdı ya da ucu bucağı olmayan, içi pisliklerle, içi eşsiz güzelliklerle dolu, alabildiğine karanlık ve karmakarışık bir evrendi.

    📌 Ormanın güzelliğine güzellik katan yemyeşil bir şiire benziyordum.

    📌 Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu her şey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu. Gerisi boştu… Yani insanın karışmadığı her şey bir masaldı.

    📌 Ne yapacaksak, aşkla, sevgiyle değilde, verilecek bir emirle yapacaktık. Bu yüzden, dünyanın en şirin eşyasına bile dönüşsek, çürüyüp yok oluncaya dek, verilen emrin izi kalacaktı alnımızda. Güzelliğimiz o emirle zedelenecekti.

    📌 İnsan bir savaş alanıydı. Ceket, gömlek, pantolon ya da etek giymiş, kravat takmış, tıraş olmuş, kokular sürmüş bir savaş alanı. Gülümseyen bir savaş alanı. Öpen hatta okşayan, konuşan, susan, çiçekler alıp çiçekler veren bir savaş alanı… Peki, bir barış bahçesi olamaz mıydı aynı insan? Şöyle, güllerin kuş cıvıltılarına, kuş cıvıltılarının güllere karıştığı, mutlu yüzlerle dolu rengarenk bir barış bahçesi? 

      Not! Kitabı okuduktan sonra sevdiklerinize bu kitabı okumaları için hediye etmek isteyeceksiniz 🤗