Güvenle Baksın Gözleriniz

SÖYLEYECEKLERİM VAR! Çok doluyum bu konuda… Bir insana zarar vermek istiyorsanız; güvenini kırın. Sadece sizinle değil, tüm çevresiyle ilişkisini sorgulayacaktır.

Hadi başa alalım. Kendimden yola çıkarak anlatmak istiyorum güven konusunu. Çok çok çabuk güvenirim insanlara ama o kadar hassastır ki güven bende… Ağzınızdan çıkıcak tek bir kelime, espirisine söylenmiş bir şaka canım dediğim bir insanı silmeye yeter. Bazen acaba çabucak silmiyorum ama o şaka bardağı dolduran son damla mıydı diyorum. Hayır öyle değil. Ciddi ciddi tek bir şaka sonrasında sildiğim insanlar var. Neden peki? Bir daha güvenemem. İm-kan-sız! Yüzüne gülsem, eskisi gibi davranmaya çalışsam ikiyüzlü olacağım. Çünkü; içimden zerre yanında durmak gelmezken sırf yılların hatrına yanında durup aynı samimiyeti kurmaya çalışmak ikiyüzlülük gibi geliyor bana. Bir kerede silip kurtulacaksın. Tamam çok üzüleceksin ama her gün yüzüne gülmek daha acı vermez mi? Her zaman tek istediğim çevremde az arkadaşım olsun ama hepsi güven koksun. Hepsiyle dertleşirken bir yandan da acaba diye düşünmek zorunda kalmak istemiyorum.

Bu hayatta en en çok korktuğum şey; gerçekten değer verdiğim insanların bana olan güveni kırmaktır. Biliyorum, kırarsam hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ağlasam da, dövünsem de bana bir daha güvenemeyecek, bu kişinin elinde olan bir şey değil. Düşünsenize karşılıklı güven duyduğunuz sevdiklerinizin gözlerinde bir daha eskisi gibi güven parıltısını göremiyorsunuz, çok korkunç bir şey bence bu…

Şu da unutulmamalı ki; güven, mutluluk ve huzur için gerekli olan en hassas duygudur. Güvenin önemini bilip sadık kalanlar için sonsuz bir mutluluk kaynağı olurken, sahip çıkamayanlar vicdanlı insanlar içinse korkunç bir azap kaynağıdır. Bu yüzden unutulmamalı ki GÜVEN TEK KULLANIMLIKTIR!

Eğer gözleriniz güvenle bakmıyorsa, boş bir bakıştan farkı yoktur…

Reklamlar

Kağıda Bırakalım

Neden yazmak? Neden konuşarak anlatmak varken, derdini yazarak anlatmayı seçer insan? Ben sanırım bu sorunun cevabını verebilirim. Ağızdan çıkan kelimelerin etkisine inanmıyorum. Yürekten kağıda dökülen kelimelere aşığım. Bir de gözlerin mimiklerini, ışığını seviyorum. Dil yalan cümleler söyleyebilir ama yürek kağıda yalan yazmaz/yazamaz. Gözler dürüsttür, ışığı gerçektir. Yazmanın insanın iç çığlığı olduğuna inanıyorum. Ben denedim; dertlerimi, hayallerimi konuşarak anlatmaya çalıştım. Ama olmadı. Sesimi yükselttim olmadı, alçalttım olmadı. Araya gözyaşı serpiştirdim yine olmadı. Yazmaya karar verdim bende. Kimseye hesap vermediğim, özgürce, içimden geldiği gibi yazmayı sevdim. Çok sevdim. Ama en çokta “Tanıdığınız Dilşad aslında çok farklı biri. Tanımıyorsunuz. Sizinle aynı şeyleri hiçbir zaman düşünmedi. Sizden farklı düşünüyor.” dedirtmeyin sevdim. Yazılarımdaki kadar dürüstüm, yazılarımdaki kadar açık ve yazılarımdaki kadar cesur… Yazmalıyız. Hepimiz öfkeliyiz, özlüyoruz, taşıyamayacağımız yüklerimiz var, düşünüp durduğumuz dertlerimiz. Bunları sırtımızdan indirip, kağıda bırakmalıyız. Hafiflemeliyiz, devam edemeyiz yoksa yolumuza. Özdemir Asaf “Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz.” der. Yalnızlığınızı sadece kağıtla paylaşabilirsiniz. O sizin kelimelerinize sonuna kadar kucak açar. Ama asla ne yazacağınızı seçemezsiniz. Örnek vermek gerekirse; aşık olacağınız kişiyi seçemediğiniz gibi… Yazarkende, aşık olurkende yüreğiniz yönlendirir sizi. Yazdıkça bulursun doğruyu ama yanlış yolda hayırlıdır, deneyimdir… Sanal ya da gerçek fark etmez, yazdıklarınız ardınızda bıraktığınız iz… Bence çok değerliler. Çünkü saf ve gerçek… Söz uçar ama yazı kalır senelerce, asırlarca, sonsuza dek… Bu hayatta 5 şeyi çok sevdim. Yazmayı, yağmurda şemsiyesiz yürümeyi, kedilere sarılmayı, hayatımdaki insanlara bol bol “iyi ki” demeyi ve sevdiklerimin sağ yanımı yürekleriyle doldurmalarını…

Hırs değil azimle hayallerim…

 


“Hayatta en duygusal olduğun konu ne?” deseler hiç düşünmeden “Hayallerim.” derim… Nereden başlasam hayallerimi anlatmaya çok düşündüm; seneler öncesine gidelim. 6. sınıftayım 12 13 yaşlarında. Dershaneden bir meslekler kitapçığı aldım başladım okumaya içlerinden sadece “Gazetecilik” ilgimi çekti. Lise sona kadar hatta sınava hazırlanırken bile sadece gazeteci olmak için çalıştım. Türlü sebeplerle olmadı. İşletme seçtim…

Aslında yazmaya başlayınca fark ettim de “Hayallerimin ne kadarı gerçekten benim? Kaç tanesi ispatlama meselesi?” Bunu hiç düşünmedim. Tek bildiğim bir şeyi yapmayı istiyorsam öyle ya da böyle yaptığım, sonrada hiç bırakmadığım; bir heves olmadığı…

İşletme okuyorum; mezun olunca ne yaparım, kariyer basamaklarını nasıl çıkmaya başlarım hâlâ hiçbir fikrim yok. Çok ilginç di mi? Hayallerine sıkı sıkıya bağlı birinin gelecek planlaması yok… Hayallerim var, onları gerçekleştirecek gücüm sonsuz seviyede… Galiba benim sorunum tezcanlı olmam, hemen şimdi olmasını istemem. 🙂

Gelelim hayallerime; elimde sosyal medyaya olan ilgim var birde senaryo yazacak bol tutam hayal gücü… “Allah Allah Dilşad, sosyal medya ilgini biliyordukta senaryo yazmakta nereden çıktı?” diyorsunuz biliyorum. Aslında son üç senedir var. (Yoldaki insanları gözlemleyip onların hayatları hakkında hikayeler uydururum, bunu yapmayıda çok severim…)  Sadece eyleme geçirecek kadar ciddiye almıyordum ama son bir kaç aydır bayaa kararlıyım. Bir kaç arkadaşıma ciddi ciddi “Senaryomu beyaz perdede görücem!!” demişliğim bile var. 🤗 Şimdi diyeceksiniz ki “Dilşad senaryo yazmak öyle sayfalarca diyalog yazmak değil, çok ciddi teknikleri var. Sonra ciddi bir bilgi birikimi gerektirir.” Hepsininin farkındayım. Ümmiye teyzemiz köydeyken azmediyor, başarıyor… 3 4 aylık senaryo eğitiminden sonra 2 3 senelik (belki daha fazla) ciddi çalışmadan sonra NEDEN OLMASIN?!

Gerçi artık hayal olmaktan çıkmış sayılsa da birde üstteki paragrafta dediğim gibi ciddi bir sosyal medya ilgim var. (Sosyal medya ilgisinden çok internete ilgi diyelim. 10 12 sene önce eve ilk internet bağlattığımızda basit web site kurucularıyla bi dolu web sitesi kurmuşluğum var 🤗😄 Normal çocuklar haftasonu erkenden kalkar çizgi film izler ben bilgisayarın başına otururdum 😄) MertTurak_Fan’da bu ilginin icraate geçmiş ilk basamağı… (Şimdi beni tanımayanlar MertTurak_Fan? tarzında düşünebilirler. Ayrıca bir başka yazıda değineceğim.)  2 3 aylık sosyal medya uzmanlığı eğitiminden sonra mezun olunca (iş bulabilirsem) bir şirkette sosyal medya uzmanı olarak çalışmayı düşünüyorum ki aklımda bununla ilgili bir dolu soru işareti var. (Sosyal medya uzmanlığı geleceğin mesleklerinden mi? Önü ne kadar açık? tarzında sordukça ardından bir başka sorunun sıralandığı soru işaretleri…) (Bu arada sosyal medya konusunda beni destekleyen Mert abime “İyi ki…” demeden geçemeyeceğim… 🤗🙏🍀)

Peki ne kadar güçlüyüm hayallerim konusunda? Bazen umutsuzluğa kapılmıyor muyum? Her zaman umutluyum; güçlüyüm… Çünkü tam umutsuzluğa kapılacağım anda Ilgın yetişiyor, Melike yetişiyor,  Hazal yetişiyor, Zarife yetişiyor tutuyor ellerimden… ❤🙏🍀… “DİLŞAD BİZ YAPACAĞIZ!!
” ya da “DİLŞAD SEN YAPARSIN!!” diyorlar. Onlardaki inançla bende tekrar ayağa kalkıyorum. “İyi ki…” onlar… Tam nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama bir yerde “Seninle aynı hayali paylaşmayan insanlarla vakit kaybetmek dualarına ihanettir.” Sözünü okumuştum. Çok şanslıyım benimle aynı hayali paylaşan bir çevrem var…

Son olarak “Gücüne eşit hayaller için dua etme, hayallerine eşit güç için dua et. (Michael Nolan)”

Birazcık günlük, birazda kendi kendime konuşuyormuşum tarzında bir yazı oldu… Yazdıkça şekillenecek artık… 🤗